Yine, Yeniden DMOZ!
16 Eki
İkinci kez DMOZ‘a giriş heycanı yaşıyorum. Eski blogum olan bekircem.com’dan sonra bu blogumu da DMOZ kabul etmiş. Başvurudan sonra geçen 3 ay gibi bi’ süre zarfından sonra artık DMOZ hayallerim tükenme noktasına gelmişti.
Artık DMOZ’da bulunuyoruz, açıklamazsak da olmaz tabiki.

DMOZ nedir?
Efendim “The Open Directory Project” yani “Açık Dizin Projesi” diyoruz. Kendileri gelmiş geçmiş en güvenilir, en faydalı ve içinde bulunmanın da bir o kadar zor olduğu dizindir. Bir çok arama motorunun DMOZ‘dan faydalandığını da söylemeden edemeyeceğim.
Daha fazla bilgi için DMOZ Blog Türkiye‘ye göz atabilirsiniz.
Hey, buradayım!
15 Tem
Arka taraftan arakladığım koltuğumda tam da uyku moduna girmiş bir durumda, tüm hücrelerimle kafa göz kırma eylemime odaklanıp içimdeki tüm sinirleri boşalttığım sırada bu zavallı bloga aylardır yazmadığımı farkettim.(Yalan söylüyorum. Evet, neredeyse bloguma yazmadığım hergün bunun farkındaydım.) Ama yaptığım şeyin boktan bir zorunluluk olmadığının da farkındayım.
Ve evet, galiba koltuğun rahatlığı beni gaza getiriyor. Ateş püskürüyorum şu anda! Dün gece torrent’a yeni bölümü düşen True Blood‘ın hala Türkçe altyazısı çıkmamış! Beni bu bölümü altyazısız izlemek zorunda bırakanlara sesleniyorum: “Adam olun lütfen”. Kibarca küfredişimin ardından daldan dala felsefeme bağlılık yemini ediyor ve tam da şu sırada beni sürükleyen Bob Seger‘ın Turn the Page şeysini dinlemenizi istiyorum. Evet, yazı sonu fırsatlarımızdan şimdiden haberdar oldunuz. Yazının sonuna ışınlanarak doya doya dinleyin.
Uyumadan bu yazıyı bitirebilmenin bana vereceği mutluluğu ve bu yazıyı yayınlamadan uyuyakalmamın blogumu daha ne kadar zavallı bir durumda bırakabileceğini düşünerek burada susuyorum.
Yazı sonu sosyal mesajları:
- Facebook‘u video sitesine çevirmeyin lütfen. “Do you really know me?” uygulamasına saran gençlik nereye gidiyor?
- Twitter kullanın, kullandırın.
- Ağzımı burnumu kırın.
- Hatta küfür edin, içinizi dökün.
Little Miss Sunshine(2006)
5 May
Little Miss Sunshine hüzün ve komedinin uyum içerisinde işlendiği güzel bir film. En iyi orjinal senaryo ödülü ile birlikte 2 oscar almış. IMDB’de 8.1 puanı var ve top 250′de 232. sırada.(Daha fazlasını hak ettiğini mevzusuna girmiyorum bile)

Emektar bir Volkswagen minibüs. Bu minibüsü filmin baş rolü olarak kabul ediyorum.
“Dünyada iki tür insan vardır. Kazanlar ve kaybenler…”. Winners – Losers çelişkisi arasında kaybolan, aslında kendisi de pek kazanan tarafa yakın olmayan ama millete nasıl birer kazanan olabileceğini anlatan bir baba. Ve bu babanın içler acısı 9 aşamalı “Kaybetmeye Hayır” programı… Richard Hoover
Proust uzmanı, gay bir dayı. Sevdiği adam bir başka proust uzmanı arkadaşıyla birlikte olunca bunalıma girip intihara kalkışmış bir adam. Frank Ginsberg
Nietzsche hayranı bir abi. Jet pilotu olmak istiyor ve bunun için sessizlik yemini etmiş. “I hate everyone” diyor. Demiyor aslında yazıyor. Kendini hayallerine gereğinden fazla kaptırmış bir eleman. Dwayne
Uyuşturucu bağımlısı, yaşına rağmen hala azgınlığının zirvesinde olan bir dede. Torununu “Little Miss Sunhine” yarışması için çalıştırıyor. Grandpa Edwin Hoover
Anne içlerinden en normali. Ya da ben kaçırdım. Sherly Hoover
Ve çok şirin minikler miniği bir kız. Bu kadar mı şirin olunur denecek derecede. “Little Miss Sunshine” adlı çocuk yarışmasına katılmak istiyor. Olive Hoover

Ve bu kaçık dolu aile, herşeyin kötüye gittiği bir zamanda minik kızları için “Little Miss Sunshine” yarışmasına doğru yola çıkıyorlar.
Her şeye rağmen bir arada kalabilmenin; onurlu ve mutlu bir yaşam için verilen mücadelenin iyi bir örneği. “Ağlayayım mı güleyim mi?” diyebilirsiniz bir çok sahnesinde. Hüzün ve komedinin kafanıza sokulacağı, doyuran bir yapım. Ve son olarak o VW minibüsü istiyorum! More >




